Modern Futbolda En Değerli Transfer Bazen Hiç Yapılmayan Transferdir
Bir önceki yazımda modern futbolda futbolcunun artık yalnızca sahadaki performansıyla değil, aynı zamanda finansal değeriyle de değerlendirildiğini ele almıştım.
Günümüzde futbolcu artık yalnızca sahada performans gösteren bir sporcu değil; bilançoda yer alan bir varlık, gelecekte ekonomik değer yaratabilecek stratejik bir yatırımdır.
Peki kulüpler bu değeri her zaman transfer ederek mi elde etmek zorundadır ? Yoksa aynı değeri kendi bünyelerinde de üretebilirler mi? Bu sorular bizi futbol ekonomisinin en önemli ancak en az konuşulan alanlarından birine götürüyor: Altyapı.
Transfer dönemlerinde milyonlarca Euro'luk bonservis bedelleri günlerce konuşulur. Yeni transferler manşetleri süsler, taraftarların heyecanını artırır ve kulüplerin hedeflerini şekillendirir. Oysa kulüplerin geleceğini belirleyen en önemli yatırımların büyük bölümü görünmez. Çünkü altyapının geri dönüşü, bir transfer kadar hızlı değildir. Bir oyuncunun altyapıya adım atmasıyla A Takım formasını giymesi arasında çoğu zaman sekiz ila on yıllık bir süreç bulunur. Bu nedenle altyapı, kısa vadeli sonuç arayan yöneticiler açısından çoğu zaman bir maliyet kalemi gibi görünür.
Ancak kurumsal finans açısından bakıldığında durum oldukça farklıdır. Bir şirket yeni bir üretim tesisi kurarken bugünkü maliyetine değil, gelecekte yaratacağı nakit akışına odaklanır. Aynı bakış açısı futbol kulüplerinin altyapıları için de geçerlidir. Altyapı, geleceğin futbolcularını yetiştirmenin ötesinde, geleceğin sportif başarısını ve finansal değerini üreten stratejik bir yatırım alanıdır.
Altyapı gerçekten bir maliyet merkezi midir? Yoksa kulüplerin yüksek getirili yatırımlarından biri midir?
Bu sorunun cevabı yalnızca saha içinde değil, finansal tablolarda ve kulüplerin uzun vadeli stratejilerinde saklıdır.
Muhasebenin Göremediği Değer
Bu sorunun cevabı finansal tabloların nasıl okunduğuyla yakından ilgilidir.
Bir önceki yazımda bir kulüp bonservis ödeyerek futbolcu transfer ettiğinde, ödenen bedelin doğrudan gider yazılmadığını belirtmiştim. Oyuncunun tescil hakkının, TMS 38 Maddi Olmayan Duran Varlıklar standardı kapsamında maddi olmayan duran varlık olarak muhasebeleştirildiğini ve sözleşme süresi boyunca amortisman yoluyla giderleştirildiğini, başka bir ifadeyle satın alınan futbolcunun, kulübün bilançosunda bir varlık olarak yer aldığını aktarmıştım.
Altyapıda ise tamamen farklı bir muhasebe yaklaşımı vardır. Altyapı oyuncularının gelişimi için yapılan harcamalar; antrenör ücretleri, tesis giderleri, eğitim faaliyetleri, sağlık hizmetleri, beslenme programları, performans analizleri ve organizasyon giderleri büyük ölçüde oluştukları dönemde gider olarak kaydedilir.
Muhasebe kayıtlarında dönem gideri olarak yer alan bu harcamalar, zaman içinde kulübün en değerli ekonomik varlıklarından birine dönüşebilir. Bu durum muhasebenin bir eksikliği değil, finansal raporlama standartlarının doğal sonucudur. TMS 38 kapsamında işletme içinde oluşturulan birçok maddi olmayan varlıkta olduğu gibi, altyapıda yetişen oyuncuların gelecekte yaratacağı ekonomik fayda güvenilir şekilde ölçülemediği için bilançoda varlık olarak gösterilemez.
Bu nedenle altyapının gerçek değeri finansal tablolarda değil, gelecekte yaratacağı ekonomik faydada saklıdır. İşte bu yüzden altyapıyı yalnızca muhasebe kayıtlarına bakarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
Bir CFO Altyapıya Nasıl Bakar?
Bir CFO için her yatırımın temel amacı hissedar değeri yaratmaktır. Bu nedenle altyapıya ayrılan bütçe de sadece yıllık gider olarak değerlendirilmez.
Peki bugün yapılan yatırım, gelecekte kulübe ne kadar değer kazandıracaktır?
Bu sorunun cevabı yalnızca transfer gelirlerinden ibaret değildir. Bugünkü 1 milyon Euro ile on yıl sonra elde edilecek 1 milyon euro aynı ekonomik değere sahip değildir. Dolayısıyla altyapıya yapılan yatırımların başarısını ölçerken yalnızca toplam gelir değil, bu gelirlerin ne zaman elde edildiği de önemlidir. Örneğin bir kulübün altyapıya her yıl 5 milyon Euro yatırım yaptığını düşünelim. On yıl sonunda toplam yatırım tutarı 50 milyon Euro'ya ulaşacaktır.
Bu süreçte altyapıdan yetişen üç oyuncunun sekizinci yılda 20 milyon Euro, dokuzuncu yılda 25 milyon Euro ve onuncu yılda 35 milyon Euro bonservis bedeliyle transfer olduğunu varsayalım. İlk bakışta tablo oldukça olumludur. 50 milyon Euro yatırım karşılığında 80 milyon Euro transfer geliri elde edilmiştir.
Ancak sekizinci yılda elde edilen 20 milyon Euro ile bugünkü 20 milyon Euro aynı değere sahip değildir. İşte bu nedenle gelecekte elde edilecek nakit akışlarının bugünkü değere indirgenmesi gerekir. Finans literatüründe bu yaklaşım Net Bugünkü Değer (NBD) yöntemi olarak adlandırılır.
Örneğin sermaye maliyetinin %10 olduğunu varsayalım. Sekizinci yılda elde edilen 20 milyon Euro'nun bugünkü değeri yaklaşık 9,3 milyon Euro, dokuzuncu yıldaki 25 milyon Euro'nun bugünkü değeri yaklaşık 10,6 milyon Euro, onuncu yıldaki 35 milyon Euro'nun bugünkü değeri ise yaklaşık 13,5 milyon Euro olacaktır. Başka bir ifadeyle, nominal olarak 80 milyon Euro görünen gelirlerin bugünkü toplam ekonomik değeri yaklaşık 33-34 milyon Euro seviyesindedir.
Bu örnek önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır. Altyapı yatırımları değerlendirilirken yalnızca nominal transfer gelirlerine bakmak doğru değildir. Yatırımın zamanlaması ve sermayenin maliyeti de dikkate alınmalıdır.
Diğer taraftan ilk bakışta indirgenmiş nakit akışlarının toplamı yapılan yatırımın altında görünmektedir. Ancak bu analiz yalnızca oyuncu satış gelirlerini dikkate almaktadır. Oysa altyapının ekonomik katkısı bundan çok daha geniştir. A Takım'a kazandırılan oyuncular sayesinde yapılmayan transfer harcamaları, daha düşük maaş maliyetleri, UEFA kadro kriterlerine uyum, sportif başarıdan doğan yayın ve UEFA gelirleri ile artan marka değeri hesaba katıldığında yatırımın gerçek ekonomik getirisi önemli ölçüde değişebilir.
Dolayısıyla altyapı yatırımlarının değerlendirilmesinde yalnızca muhasebe kârına değil, yatırımın bugünkü ekonomik değerine odaklanmak gerekir.
UEFA Neden Altyapıyı Destekliyor?
UEFA kulüpleri kendi oyuncularını yetiştirmeye teşvik etmektedir. UEFA'nın A Listesi uygulamasına göre Avrupa kupalarına katılan kulüpler, 25 kişilik kadrolarında belirli sayıda "yerel yetişmiş oyuncu" (locally trained players) bulundurmak zorundadır. Bu oyuncuların en az sekizinin yerel yetişmiş olması, sekiz yerel yetişmiş oyuncunun en az dördünün kulübün kendi altyapısında yetişmiş (club-trained) oyunculardan oluşması gerekir. Yeterli sayıda bu niteliğe sahip oyuncusu bulunmayan kulüpler ise 25 kişilik kadrolarını eksik bildirmek zorunda kalabilir.
Bu düzenlemenin amacı yalnızca genç oyunculara forma şansı vermek değildir. UEFA, kulüpleri kısa vadeli ve yüksek maliyetli transfer politikaları yerine sürdürülebilir oyuncu geliştirme modellerine yönlendirmeyi hedeflemektedir.
Bu nedenle altyapı artık sadece sportif bir tercih değil; kadro planlamasını, transfer stratejisini ve finansal sürdürülebilirliği doğrudan etkileyen stratejik bir unsur haline gelmiştir.
Kendi altyapısından düzenli oyuncu çıkarabilen kulüpler, hem UEFA kurallarına daha kolay uyum sağlamakta hem de transfer piyasasına olan bağımlılıklarını azaltarak önemli bir rekabet avantajı elde etmektedir.
Fenerbahçe Açısından Değerlendirme
Fenerbahçe, Türk futbolunun en güçlü altyapı geleneklerinden birine sahip kulüplerden biridir. Kulüp tarihine bakıldığında altyapıdan yetişen birçok oyuncunun hem A Takım'da önemli roller üstlendiği hem de Türk futboluna değer kattığı görülmektedir.
Asıl hedef tek bir yıldız oyuncu çıkarmak değil; düzenli olarak A Takım'a oyuncu kazandırabilen ve gerektiğinde yüksek katma değerli satışlar yapabilen sürdürülebilir bir akademi modeli oluşturmaktır. Çünkü altyapının başarısı istikrarlı bir üretim sistemiyle ölçülmelidir. Modern futbolda sürdürülebilir başarı, her sezon yüksek bonservis ödeyerek kadro kurmaktan değil; düzenli olarak kendi oyuncusunu üretebilen bir organizasyon oluşturmaktan geçmektedir.
Belki de bugün Fenerbahçe için sorulması gereken soru şudur:
Kulübün rekabet gücü transfer bütçesinin büyüklüğüyle mi belirlenecek? Yoksa her sezon A Takım'a kazandıracağı altyapı oyuncularıyla mı?
Muhtemelen doğru cevap bu iki yaklaşım arasında kurulacak dengededir.
Bu nedenle altyapı yalnızca teknik direktörün veya altyapı koordinatörünün sorumluluğunda olan bir yapı olarak görülmemelidir. Yönetim kurulu düzeyinde takip edilen stratejik bir yatırım alanı haline gelmelidir. Tıpkı şirketlerde olduğu gibi, altyapı yatırımları da çeşitli performans göstergeleriyle izlenmelidir. Böyle bir yaklaşım altyapıyı yalnızca sportif bir proje olmaktan çıkarır. Kurumsal bir yatırım programına dönüştürür.
Avrupa'nın başarılı kulüplerine bakıldığında altyapı, transfer stratejisinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır. Fenerbahçe için de temel hedef her sezon daha fazla transfer yapmak değil, transfer ihtiyacını azaltacak sürdürülebilir bir oyuncu üretim sistemi kurmak olmalıdır. Böyle bir yapı hem sportif başarıyı hem de finansal sürdürülebilirliği destekleyecektir.
Bu vesile ile futbolu bıraktıktan sonra uzun yıllar Fenerbahçe altyapısında antrenörlük ve yöneticilik görevlerinde bulunan, taraftarlar arasında "Miço" lakabıyla tanınan efsane futbolcularımızdan Sn. Müjdat Yetkiner’in Fenerbahçe Futbol Altyapı Koordinatörlüğü görevine geri döndüğünü duyduk. Kendisine sonsuz başarılar diliyorum.
Sonuç
Futbol ekonomisi son yirmi yılda köklü bir değişim geçirdi. Eskiden kulüplerin başarısı yaptıkları transferlerle ölçülürdü. Bugün ise giderek daha fazla kulüp, kendi oyuncusunu üretebildiği ölçüde rekabet avantajı elde ediyor.
Bu nedenle altyapı artık yalnızca genç oyuncuların eğitim aldığı bir akademi değildir. Doğru yönetildiğinde stratejik bir yatırım merkezidir. Bir CFO açısından ise altyapı, bugünün gideri değil; geleceğin nakit akışını üreten stratejik bir sermaye yatırımıdır.
Modern futbolda en değerli transfer, hiçbir zaman transfer edilmeyen oyuncudur. Çünkü kulüp, onu yıllar önce kendi altyapısında yetiştirmeye başlamıştır.
Dipnot:
Bu yazıda yer alan muhasebe değerlendirmeleri, futbol kulüplerinin yaygın olarak uyguladığı Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS/UFRS) çerçevesindeki genel uygulamalar esas alınarak hazırlanmıştır. NBD örneği ise yatırım analizini açıklamak amacıyla oluşturulmuş varsayımsal bir senaryodur.